Kangrenist.com

52.Günlük Notları 6.Bölüm

Yazar: Kangrenist Tarih: 16/09/2020 Kategori: EDEBİYAT / Kişisel Yazılar
52.Günlük Notları 6.Bölüm
Paylaş:

Aradığını Bulabilirsin

Büyüme çağında bir şeyler veren hayat yaşlanma çağında da mutlaka cömertçe verdiklerinden bir şeyler alacak.
Ahmet Günbay Yıldız- Sözde Kaldı Sevdalar

20.12.2014

Hiçbir sevda sonsuza varamaz. Fani olan için ayrılık hep vardır. Fani olan sahip olduğu her şeyi burada terk etmek zorundadır. En sevdiği ailesi, bağlı olduğu eşi, çocukları…
Vakti geldi mi, ölüm kapıyı çaldı mı hepsine ufaktan feda edilir hayat.
Herkesin gideceği bir yer vardır. Eninde sonunda biteceği bir günü…
O yüzden günler, aylar, yıllar geçiverir hemen.
Sevdalar, hasretler satır aralarına kalır.

Zaten ölüm geldi mi ne çare? Kim durabilir karşısında.
Her şey bunun üzerine kurulu değil mi?
Havva ve Adem’lerin neyi ne kadar sevdiğiyle ilgili. Vakti geldiğinde herkesin imtihanı en sevdiğiyle oluyor.

22.12.2014

En onulmaz yara içte açılan yaraydı. En büyük ihanet iddia ettiğini yaşamamak ve onu yaşanmaz göstererek bitirmekti.
Bu insanlığın problemiydi. İnsanın olduğu her yerde olabiliyordu. Özgürlük diyenler özgürlüğe, kardeşlik diyenler kardeşliğe, barış diyenler barışa, din diyenler dine, tevazu diyenler tevazuya ihanet ederek en büyük vartaya düşüyorlardı.
-Yıldızlı Karanlıklar’dan diye not almışım.

Körü körüne sorgulanmadan taptığın her düşünce, test etmediğin her bağlantı seni piyona çevirir. Neyin ne olduğunu araştırmayan insan hayal kırıklığına mahkumdur. Sistem ve onun kuklaları biz insanlar..
Kokuşmuş dünyada yıkılmaya yüz tutmuş insanlık..
İçinde yer almadığımız düzende kim doğru kim yanlış bilmiyoruz.
Bizim için en doğru olduğunu düşündüğümüz davranışla savaşıyoruz.

26.12.2014

İnsan yalnızlaşıyor.Şöyle dikkatlice etrafınıza bir bakın. Kaç kişi bir diğerini dikkatle dinliyor. Kaç kişi gönlünden geldiği gibi meramını ifade edebiliyor? İnsan dili kötürüm ve kekeme bir hal almış durumda. Televizyonun uğultusu, cep telefonun zırıltısı, hayatın telaşı sahici bir konuşmayı giderek imkansız hale getiriyor. Oysa insan hikayeler anlatmak isteyen bir varlık.
Anlattığı hikayelerin yankılarını duymak isteyen, varoluşunu başkasının yüzünde seyretmek isteyen bir canlı. Can dilde hayat buluyor. Düşünürün söylediği gibi “DİL VARLIĞIN EVİDİR.”
Kemal Sayar- Yavaşla

Bu hayattan bir defa geçeceksin;
En sevdiğin eşyaların, sahip olduğu hisler, gitmek istediğin yerler hepsi bir defa olacak. Ailen tanıdığın insanlar, sevdiğin sevmediğin herkes bir defa geçecek bu dünyadan.
Geriye pişmanlıkların mutlulukların bile kalmayacak. Silinip gidecek izlerin. Sadece bir defa yaşayacak bir defa öleceksin. Bu yolu defalarca gitmene izin verilmeyecek. İşte bu yüzden yaptığın yapacağın her şey değişime uğrayacak. En iyisini seçmediğin, tartıp ölçmediğin sürece yanılgı ve üzüntülerde boğulacaksın.
Pişmanlıkların olacak sırf ne diyecekler korkusuyla söyleyemediğin her şey ruhunu kemirecek. Sen olmayışın sorunları getirecek. Olmasını istemediğin durumlar ” olsa nasıl olurdu” pişmanlığını yaşayacaksın çoğu zaman.
Ama sadece bir kere yaşayacaksın.
Kemal Sayar’ın kitabında yazdığı gibi “Bu hayattan bir kere geçeceksin.”

31.12.2014

Uçup giden kalmayı bilmeyen takvimin son günündeyim. Miladi takvime göre yeni bir yıl başlıyor. Hicri takvime göre yeni yıl çoktan başladı. İki kitle net çizgilerle ayrılan. Doğu-Batı, Dindarlar ve onlara bağnaz diye bakanlar…
İki seçeneği varmış gibi dünyanın:
İyi-kötü insanlar, doğru-yanlış seçimler, Yedi milyar insan, yedi milyar yaşam, yedi milyar seçim, yedi milyar keder, yedi milyar topluluğun birbiri içinde düştüğü milyonlarca ayrım.

Takvimler eksilirken benden neleri götürmeye devam ediyor? Değişiyor muyum? Yoksa olduğum yerde durmaya devam mı ediyorum? Aksaklık olmazsa İnşallah okulumun bitmesine bir dönem kaldı. Gülüşünü çok sevdiğim kardeşim Nisa birinci sınıfta. Negatif karakteri hiç değişmeyen Şeyma Nur ile durumlar limoni. Beşinci sınıfa gidiyor. Dört kardeş şimdi beraberiz acaba bir kaç takvim sonra nerede olacağız?

Yanımda olanlar birer birer eksiliyor. Dünde yer alan birçok insan bugünde yok. Takvimler insanı birbirinden ayırıyor. Çocukluğumun sokaklarında ağaçtan kayısı toplayan, ip atlayan birbirine karışan arkadaşlık duyguları yok.

Büyümeye başladığında seçtiklerim, yanılgılarım yanımda yok. Hayat, yavaş yavaş potasında eritiyor. Bilemiyorsun ne zaman ne geleceğini.
Merak ediyorum yetişkinliğimin, yaşlılığımın sokaklarını kim kaplayacak?

Kim duyacak sesimi? Kime duyurmak isteyeceğim sesimi? Takvimler yenilenirken hangi zamanda kiminle yeni takvim yapraklarını harcayacağım?

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?