Kangrenist.com

48. Günlük Notları 2 Bölüm

Yazar: Kangrenist Tarih: 08/09/2020 Kategori: EDEBİYAT / Kişisel Yazılar
48. Günlük Notları 2 Bölüm
Paylaş:

12.03.2014 / Çarşamba

Her gün bir şeyler yazacaktım. Sanırım sözüme sadık kalamadım. Her zamanki gibi yoruyor hayat. Tembelliğimden iki satır karalamaya üşeniyorum. Daha öncede defter tutmuştum. Fakat üzüldüğümden ötürü yakmıştım. Belki yanacak bir defter daha yazıyorumdur. Çok karışık hissediyorum. Bugün yürüdüm, ne kadar yürüdüğümü bilmiyorum fakat yürüdükçe iyileşmiyorum gibi hissettim. Düşüncelerim yormuyor, dinlendiriyor.

Yine içimi garip bir hüznün işgal ettiği günlerden. Çok kolay üzülüyorum. Sanırım bu yüzden kendimi aptal hissediyorum. Bazen kendime çok kızıyorum. Neden işleri çıkmaz hale getiriyorum diye. Birinin gidişine kitlenmek bana ne kazandıracak? Bu eksilik hissi kendimi anlatamadığım için mi? Beni anlayacak biriyle karşılaşmam mümkün olacak mı? Sanırım en çok yorucu hissettiğim kısım burası. Hiç anlaşılmayacak olma korkusu.

Aslında tek sorunum bireysel bunalımlarım değil. Hayatı anlamlandırma çabasında yeterli olamamakla ilgili. İnsanlar düşündüklerinden ötürü ölüyor, öldürüyor. Hangi düşünceye mensup oldukları önemli değil. Neden insan savundukları yüzünden suçlu olur ya da ölür?

Doğrularımız var, bizim doğrularımız. Bizim olduğu kadar da başkalarınında doğruları var. Neden bu doğrular saygıyı hakketmiyor. Sanırım anlayamayacağım bir başka sorun. Değer verilenler uğruna savaşmaya değer mi? Sonuçta bir gün hepsi bitmeyecek mi?

Sonu olan hayata sonsuz hikayeler yazmaya çalışıyoruz. Bu sonsuzluğa yolculuk hissi neden bu kadar önemli? Yine sorular sorular.. Oradan oraya atladığım konular. Böyle olduğunda yutkunamıyorum. Sol yanıma, ağır bir hüzün yumruk gibi iniyor.

“Ve Şimdi Vefat Etti Huzur” diyor. Hangi huzur? Düşüncelerim arttıkça baş ağrım çoğalıyor. Arıyorum ama neyi aradığımı bilmiyorum. Özlüyorum ama özlemim neye dair kestiremiyorum. Yazarken düşüncelerim benim gibi dağılıyor. Acaba dünyaya başka bir rolde gelsem nasıl olurdu?

Seçimim çok gülen biri olmaktan yana olacaktır. Benim gibi gülmesini bilmeyenler için paha biçilmez bir servet. Kendimi unutmuş olmalıyım. Uzak bir yerlerde. Hiç ışık olmayan evlerin birinde. Bu arada bugün yürürken yağmur yağmadı. Sonsuzluğu bilen bu yüreğim, dünyanın sonunu biliyorken neyi arıyor? “Beni bu hayata bağlayan ne var?” tekrar tekrar soruyorum kendime. Bir cevap bulamıyorum. Ölmek içinde nedenim yok. Aslında var. “İnanç” ve aynı sebep ile kanaatkar olmam gerektiğinin de farkındayım. Peki bu hüznüm niye? Eksik bir şeyler var. Tamir edemiyorum kalp evimi.

16.03.2014

Susturdum lambaları işte Habbab! Gözüm gece renginde.. Ruhum gece deminde. Ellerimden aşkın nöbeti geçeli kaç devir devrildi. Uyusak ya? Devrilsek ya bir gececik aşkın yüzüne!?

-Aşk; gün yüzlü Nehar, elden ele değil, candan cana geçmekte. Evvel ile Ahir olanı bildin ya? Böyledir “BİR”lik..! Haydi gayri uyu da; uyusun gece. Gün yüzlü Nehar.. Gül özlü, gül közlü Nehar..

Kime ait olduğunu hatırlamıyorum. Not edinmişim o zamanlar çok hoşuma giderdi böyle yazılar.

Canım fazlaca sıkılıyor. En çokta yolculuk sıralarında.. Hızla akıp geçen zamanın farkında olmak. Gideceğim yere götürmedikten sonra yollar niye var? Madem sonuna ulaşamayacağım ne diye düşüyorum yoluna.

Caddeden hızla arabalar geçiyor. İnsanlar geçiyor. Onlar geçerken vakit geçiyor. Vakit geçerken içimdeki bu yara niye geçmiyor. Zaman ilaçtı değil mi? Ben dozu fazla kaçırdım herhalde. Değişen bir şeyler yok. Yalan mıydı o halde? Tüm bu hayat ufak bir rüyaya benziyor. Uyanınca bitecek bir rüya. Ve ben yoruldum uyumaktan. İki zaman dilimi arasında sıkışan bir hastayım ben. Çabuk geçsin yıllar. Çabuk bir rüya…

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?